7 Ağustos 2007 Salı

DÜN GECEKİ KAÇAMAKTAN AKLIMDA KALANLAR ..




Dün gece kızım yoktu evde, pek sessizdi ortalık..
Alışık olmayınca tuhaf oluyor insan..
Canım sıkıldı vakit geçmedi sanki ..
Biraz kitap okuduktan sonra, bilgisayarın başına geçtim.
Bu iş her zaman çok kolay olmuyor.
Bir şehri ele geçirmek kadar zor bazen..
Fırsatı değerlendirmeli diyerek, yanıma gerekenleri alıp oturdum.
İçecek şeyler hani ..
Gelen e-maillere baktım.
Bir süre önce bir siteye üye olmuştum.
Şiirler, yazılar gönderiyorlar sık sık ..
Bir şiir vardı, Nazım Hikmet'ten..
Daha önce okumuştum ama, sessiz sakin anlayarak okuyunca daha çok sevdim.
Karşılıksız sevmelerle ilgiliydi..
Hani hep isteriz ya, birini sevdiğimizde onun da mutlaka bizi sevmesini..
Ölürüz üzüntüden " niye sevmiyor ? " diye..
İşte Nazım Hikmet'in dizeleri ...

TAHİR'LE ZÜHRE MESELESİ

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte
Yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
Ama o bunun farkında değildir
Ayrılmak istemezsin dünyadan
Ama o senden ayrılacak
Yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil..

Merak ettim sonra, bu Tahir ile Zühre'nin hikayesini..
Buldum, uzun uzun anlatılmış bazı yerlerde..
Kısaca toparlarsak,
Tahir ile Zühre birbirlerini çok sevip saydıkları halde muratlarını eremeden,
kavuşamadan ölmüşler...
Tahir'in mezarında bir “kavak”,
Zühre'nin mezarında da bir “gül fidanı” bitmiş...

Tahir'in vaktiyle rakibi de “Kara gâvur”muş..
Onun mezarını da yanlarına koymuşlarda
“Kara Gâvur”un mezarında azgın ve dikenli bir “kara çalı” çıkmış.

Bu çalı Tahir'in başındaki “Kavak”la Zühre'nin başındaki “Gül fidanı”nın
birleşip kucaklaşmasına engel olurmuş.
Üstelik “Kara çalı”nın içinde birde “Çaylak” türemiş.

Tahir'in kavağında bir erkek “İshak kuşu”,
Zühre'nin “Gül fidanı”na dişi bir “İshak kuşu” dadanmış.

“İshak kuşları” birbirlerini yılda bir kere görürmüş.
Senede bir görüşmede bile birbirlerine verirken ağızlarındaki yemi,
buluşmanın sevinci ve heyecanıyla hep yere düşürüp yitirirlermiş ...
Paylaşımı gerçekleştiremezlermiş bir türlü.
Sonra ayrılırlar ve yeniden yem aramaya çıkarlarmış.
Bu hep böyle sürer gidermiş. Meğer dişi “İshak kuşu”nun acı feryadının da öyküsü buymuş.
Kavuşamadan ölen iki sevgilinin hikayesi ...

Hikaye bi yana ..
Karşılıksız sevmenin bir erdem olduğu vurgulanır çok yerde ..
Karşımızdakini boğmadan, kendi eksenimiz etrafında dönmeye zorlamadan sevmek ..
Beklentisiz ...
Sadece sevdiği için sevmek ..
İçinde bulunulan anı yaşayarak, oluruna bırakarak sevmek ..

Güzel bir kaçamaktı benim için..
Şiiri okumak, öyküsünü araştırmak hoşuma gitti..
Kendimce dersler çıkardım...
Demek ki ne yapıyoruz bundan sonra ?
Elmayı seviyoruz ama, sadece seviyoruz...
O sevmezse sevmesin, biz bu sevginin varlığı ile mutlu oluyoruz ...
Yani hiç almamayı kabullenip, hep kendinden vermek ..
Deneyip başaranlar vardır muhtemelen ..
Yine de pek kolay bi iş gibi gelmedi bana ?
Yorucu oluyor



Hiç yorum yok: