25 Ağustos 2007 Cumartesi

DÖNÜŞ...

ESKİ EVİME GERİ DÖNDÜM ...

ALIŞKANLIKLARI TERKETMEK KOLAY OLMUYOR ...


KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM..

ORADA GÖRÜŞELİM ...

http://blogcu.com/birdemetmavi

9 Ağustos 2007 Perşembe

...


Bizi yüzümüze karşı eleştiren, Ama herkesin içinde savunan, Başarılarımıza sevinen,Başarısızlıklarımıza üzülen, Bizi sıkkın görünce Diğer dostlara haber salıp, Bizimle ilgilenmelerini isteyen, Birileriyle tanışmamız gerekiyorsa O buluşmayı sessizce düzenleyen, Bizi dikkatle izleyen ama sahiplenmeyen, Bir başka kıtada yaşasa ve Günde 14 saat çalışsa da ihtiyacımız olduğu anda Yardımımıza koşan... Gerçek dost işte budur.Ve hayatta en büyük zenginlik böyle dostlara sahip olmaktır. M. Pinto (Portekiz)
******
Dostluğu tarif eden birçok cümle var..
Genel anlamıyla yukarıdakileri aklımıza getirir..
Uzun ve birlikte geçirilen zamanlar olmalıymış, paylaşılan çok fazla şeyin olması gerekiyormuş ..
Gerçek dostluk böyleymiş..
Bu da başka bir dostluk tarifi ..
Bu uzunluğun uzunluğu ne kadardır bilmiyorum ?
Kime, neye göre uzun ?
İnsanları tanımaktan sözediliyorsa, o çok zor ...
Bir insanı tanımak için, onunla aynı ortamı paylaşmak birlikte yaşamak gerekir..
O bile şaşırtır bazen..
Ummadığımız bi davranış, ya da söylenmiş bir sözle kalakalırız ..

Çok uzun zaman olmadı onu tanıyalı ama,gerçek dostum diyebileceğim biri var..
Birkaç dostun arasında, ayrı bir yerde duran..

Çok üzgün olduğum bi gündü, farkında olmadan belli etmişim..
- Ben burdayım, üzüntünde, sevincinde burdayım dedi ...
Ordaydı gerçekten..
Kendisini sıktığımı, başını ağrıttığını düşündüğüm zamanlar oldu ..
Kötü olduğumu hissettiğinde " hayırdır ? " diye sordu ..
Yanımdaydı ...

Hiçbir artniyet taşımadan, bir çıkar gözetmeden ..
Söylediklerinin gerçek düşünceleri olduğuna şüphe bırakmadan..
Sorular sordum, kararsız kaldığım zamanlarda hep ona danıştım..
Hiç reddetmedi, kırmadı..
Hep aynı incelik ve nezaketi gördüm..
" Sen ne yapıyorsan doğrudur, güzeldir " demeden,
yeri geldiğinde kendince doğru olanı söyledi...
Destek oldu hep, hala da öyle ..

Ben de onu dinledim, merak ettim haber alamadığımda ..
En korktuğum şey istemeden kırmaktı..
Yanlış bir söz ya da davranışım olmasından çekindim..

Uzaklarda olması engel değil, " iyi ki var " dememe ..
Yanımızdaki kaç kişi bizi dinliyor ?
Ve çoook uzun yıllar geçmesi gerektiğine inanmıyorum ben..
Öyle dostluklar da var yıllar içinde büyümüş, güzelleşmiş..
Bana bu kadarı yetti ..

Başka şeyler yazacaktım bugün aslında, bu cümleler düştü klavyeye ..
Ona seslenmek ..
" Hep orada ol ve ben bunun güvenini hissedeyim, çünkü gerçekten dostumsun,
sen de benim burada olduğumu bil, gücüm yettiği,
dilim döndüğü kadar yanındayım " demek ..
O zaten biliyor ama ..
Ne biliyim ?
Tekrarlamak geldi içimden ..

8 Ağustos 2007 Çarşamba

KIRK YILDA BİR GELEN GÜZELLİK ..



Uzun zaman olmuş dünyaya merhaba diyeli..
Nüfus cüzdanı öyle diyor …
40 yıl kalmış geride…
Hani yaş 35, yolun yarısı…
Ömrün ortası ya ..
Eğer öyleyse, yarı yolu çoktan geçmişim..
Düşününce, geriye dönüp bakınca inanasım gelmiyor..
Çocukluk, gençlik daha dün gibi…

Gençlik deyince durup düşünmek lazım biraz..
Nerede başlar ?
Nerede biter ?
Bir sınırı var mı ki ?

Kendimi orta yaşlı sınıfına dahil edemedim bir türlü..
Yaşlanmaktan korkmakla ilgisi yok ama bunun ..
Belki “ pek genç olmayan “ gibi bir tabir iyi gider ..
Seviyorum bu zamanı …
Hatta, 20’lerden, 30’lardan bile daha fazla ..

Bazen şu fotoğraftaki ağaca çıkmış bayan gibi hissediyorum …
Zaten görür görmez “ tamam dedim, işte ben “
İçimde küçük, yaramazlık yapmak isteyen, sevimli bi kız çocuğu var..
İyi ki var..
Seviyorum onu, hep orda kalsın istiyorum ...
Hiç büyümesin..
O küçük kızı kimse görmüyor ...
Kimbilir belki de bana öyle geliyor..
Gördükleri için, bir alışveriş var aramızda ..

Bişeyler paylaşabiliyorsam gençlerle..
konuştukları konularda benimde söyleyecek bir-iki cümlem oluyorsa,
sevdikleri müzikleri dinliyor,
hatta eşlik ediyorsam...
onların deyimiyle kafa dengiysem …
Ne önemi var kimlikteki yaşın ?

Gerçekleri değiştirmek mümkün değil …
Olmasın …
Hiç üzülmüyorum, geçerse geçsin zaman …
Bir, ya da birkaç iz bıraksın isterse aynaya baktığımda yüzümde görebileceğim ..
Onlar bile güzel, hepsinin bir anlamı var..

Seviyorum 40’ı ..
Değişmezsem eğer, 50’de …
Yaşıyorsam hala 60’da aynı olacak bu gidişle
Ne genç, ne yaşlı ..
Ne toy, ne olgun ..
Böyle sürüp gidecek ..
Yolculuk ne zaman biterse artık !

7 Ağustos 2007 Salı

DÜN GECEKİ KAÇAMAKTAN AKLIMDA KALANLAR ..




Dün gece kızım yoktu evde, pek sessizdi ortalık..
Alışık olmayınca tuhaf oluyor insan..
Canım sıkıldı vakit geçmedi sanki ..
Biraz kitap okuduktan sonra, bilgisayarın başına geçtim.
Bu iş her zaman çok kolay olmuyor.
Bir şehri ele geçirmek kadar zor bazen..
Fırsatı değerlendirmeli diyerek, yanıma gerekenleri alıp oturdum.
İçecek şeyler hani ..
Gelen e-maillere baktım.
Bir süre önce bir siteye üye olmuştum.
Şiirler, yazılar gönderiyorlar sık sık ..
Bir şiir vardı, Nazım Hikmet'ten..
Daha önce okumuştum ama, sessiz sakin anlayarak okuyunca daha çok sevdim.
Karşılıksız sevmelerle ilgiliydi..
Hani hep isteriz ya, birini sevdiğimizde onun da mutlaka bizi sevmesini..
Ölürüz üzüntüden " niye sevmiyor ? " diye..
İşte Nazım Hikmet'in dizeleri ...

TAHİR'LE ZÜHRE MESELESİ

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte
Yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
Ama o bunun farkında değildir
Ayrılmak istemezsin dünyadan
Ama o senden ayrılacak
Yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil..

Merak ettim sonra, bu Tahir ile Zühre'nin hikayesini..
Buldum, uzun uzun anlatılmış bazı yerlerde..
Kısaca toparlarsak,
Tahir ile Zühre birbirlerini çok sevip saydıkları halde muratlarını eremeden,
kavuşamadan ölmüşler...
Tahir'in mezarında bir “kavak”,
Zühre'nin mezarında da bir “gül fidanı” bitmiş...

Tahir'in vaktiyle rakibi de “Kara gâvur”muş..
Onun mezarını da yanlarına koymuşlarda
“Kara Gâvur”un mezarında azgın ve dikenli bir “kara çalı” çıkmış.

Bu çalı Tahir'in başındaki “Kavak”la Zühre'nin başındaki “Gül fidanı”nın
birleşip kucaklaşmasına engel olurmuş.
Üstelik “Kara çalı”nın içinde birde “Çaylak” türemiş.

Tahir'in kavağında bir erkek “İshak kuşu”,
Zühre'nin “Gül fidanı”na dişi bir “İshak kuşu” dadanmış.

“İshak kuşları” birbirlerini yılda bir kere görürmüş.
Senede bir görüşmede bile birbirlerine verirken ağızlarındaki yemi,
buluşmanın sevinci ve heyecanıyla hep yere düşürüp yitirirlermiş ...
Paylaşımı gerçekleştiremezlermiş bir türlü.
Sonra ayrılırlar ve yeniden yem aramaya çıkarlarmış.
Bu hep böyle sürer gidermiş. Meğer dişi “İshak kuşu”nun acı feryadının da öyküsü buymuş.
Kavuşamadan ölen iki sevgilinin hikayesi ...

Hikaye bi yana ..
Karşılıksız sevmenin bir erdem olduğu vurgulanır çok yerde ..
Karşımızdakini boğmadan, kendi eksenimiz etrafında dönmeye zorlamadan sevmek ..
Beklentisiz ...
Sadece sevdiği için sevmek ..
İçinde bulunulan anı yaşayarak, oluruna bırakarak sevmek ..

Güzel bir kaçamaktı benim için..
Şiiri okumak, öyküsünü araştırmak hoşuma gitti..
Kendimce dersler çıkardım...
Demek ki ne yapıyoruz bundan sonra ?
Elmayı seviyoruz ama, sadece seviyoruz...
O sevmezse sevmesin, biz bu sevginin varlığı ile mutlu oluyoruz ...
Yani hiç almamayı kabullenip, hep kendinden vermek ..
Deneyip başaranlar vardır muhtemelen ..
Yine de pek kolay bi iş gibi gelmedi bana ?
Yorucu oluyor



5 Ağustos 2007 Pazar

BANA BİRAZ MÜSAADE EDER MİSİN HAYAT ?









Yılın bu zamanları hep bu hallerdeyim...
Bir sevinç, bir hoşluk sormayın gitsin ..
Ağzım kulaklarımda dolaşıyorum..
Bugünlerde daha mutluyum ama ..
" ah, bir gelse.. bir gelse !" diye
dört gözle beklediğim yıllık iznimin tarihi belli oldu.
Bana özel 2007 yazına damgasını vuran olay budur ..

Tatile çıkıyorum ...

Tüm zamanların en özel ve en güzel,
en beklenmeye değer tarihi 10 Ağustos benim için ..
Evet, günleri hatta saatleri sayıyorum artık..
Bir pozitifim ki sormayın gitsin

Gitmeden önceki planlar, kurulan hayaller bile harika ..
Bu yüzdendir ki hesap kitapla uğraşırken başka şeyler yapıyorum aslında..
Alışverişe çıkıyorum mesela..
Ya da bavulumu kontrol ediyorum
" unuttuğum birşey var mı ? " diye ...
Sahilde yürüyüp, dalgaların sesini dinlediğimde oluyor arasıra ..
Koltuğumu daha çok seviyorum, hamak ya da şezlong gibi geliyor bakınca !
Normal şartlarda kızıp sinirlenmem gereken şeylere bile
tebessüm ettiren bu hayal güzel ...
Gerçekleşmesine az kalması daha da düzel ..

Tahsilat için arayan müşteri, yetişmeyen siparişler, karşılıksız çekler,
kredi kartı ekstresindeki ödemeniz gerek tutar hanesi,
ne yemek yapsam, bu gün ne giysem acaba ? düşüncesi,
ve daha bir sürü kafamı kurcalayan şey
engellemiyor yüzümdeki kocaman gülümsemeyi ..
Sinirlerimi aldırmış gibiyim ..


İşimi, işyerimi, çalışma rakadaşlarımı seviyorum ...
Bir sorunum yok ama ..
Oldukça yoğun ve beklemediğim gelişmelerle dolu geçirdiğim
son birkaç aydan sonra en çok ihtiyacım olan şey tatile çıkmaktı .
Biraz sessizlik, biraz huzur isteği ...
Ruhumu havalandırmak için belki ..

Gidiş tarihi bellide, dönüşü konuşmadık hiç...
15 gün kadar sürer sanırım..
Neyse, vedalaşırız daha sonra ..
Cuma gününe kadar buralardayım ..
Şimdi şezlongum bekliyor beni..

Nırınım nırınım

3 Ağustos 2007 Cuma

İYİ FİKİR :)

Ankara'da yaşanan su sıkıntısına Belediye Başkanları

Sayın Melih Gökçek, bir çözüm önerisi getirmiş...

48 saatlik dönüşümlü su kesintisi programına başlanan Ankara'ya
Kızılırmak'tan su taşınarak kısmi bir çözüm getirilmesi planlanmış..


Ayrıca, vatandaşların tatile çıkmaları, ( ! )

annelerini-babalarını ziyarete gitmeleri önerilmiş..

Bu şekilde şehrin biraz olsun boşalacağı ve rahatlama sağlanacağı düşünülmüş...

Nasıl çözüm ama ?

Güzel bir hafta sonu herkese ...

Ankaralı arkadaşlar, anne- baba ve akraba ziyaretlerini ihmal etmeyin :)



























NİHAYET..

Yeni bir ortama ayak uydurmak kolay olmuyor...
Bir önceki aranıyor, gözünün önündekini bile farkedemiyor insan..
Neyse ki, yabancılık hissetmeyeceğim ..
Eski komşularımla beraberim ..
Yerleşmeli yavaş yavaş, alışmaya çalışmalı ...
Zor gelir, yapamam dediğimiz onca şeye alışırız zamanla ..
Onlardan biri olsun..

1 Ağustos 2007 Çarşamba

deneme...

....

Merhaba diyeceğim ama, nasıl olacak bilmiyorum...
öğrenilecek ...